26 Mart 2025 Çarşamba
Türkiye, her geçen gün demokrasinin yeni bir boyutunu keşfetmeye devam ediyor. Seçimle gelenlerin seçimle gitmesi gerektiğini düşünenler artık “romantik idealist” ilan edilirken, ülkeyi yönetenler “Siz seçersiniz ama biz karar veririz” düsturuyla hareket ediyor. Ne de olsa demokrasi, halkın iradesinin sandıktan çıkmasıyla değil, gerektiğinde makul gerekçelerle düzeltilmesiyle anlam kazanıyor(!).
İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu da bu düzeltme operasyonunun son kurbanı oldu. Önce hakkında soruşturmalar açıldı, ardından diploması iptal edildi, yetmedi gözaltına alındı. Demokrasiye bağlılıklarını her fırsatta dile getiren yöneticilerimiz, “Biz demokratız ama gerektiğinde demokrasiyi askıya alırız” diyerek, tarihe geçecek bir anlayış sergiliyorlar.
Siyasi Muhalefet mi Dediniz? Buyurun, Soruşturma Menümüz!
İmamoğlu’nun siyasi arenada yükselmesi, kendisine açılan soruşturmalarla paralel ilerledi. Adaylık açıklamasının hemen ardından gelen soruşturmalar, hukuk sistemimizin “hassas ve proaktif” çalışma prensibini gösteriyor. Herkesin “Bu kadar da olmaz” dediği yerde, hukukçularımızın “Bir bakalım, belki olur” demesi, işte tam da bu özverili çalışmanın ürünü.
Özellikle altı farklı soruşturmanın tek bir kişiye yöneltilmesi, adalet sistemimizin çok yönlü çalıştığını gözler önüne seriyor. Hangi suçlama daha inandırıcı olur diye karar vermek için yapılan anketlerde, “Diploma iptali mi, yoksa terör örgütü liderliği mi daha ilgi çeker?” tartışmaları yaşanmış olabilir. Nihayetinde, karar verenler “Neden sadece biri olsun ki? Biz hepsini verelim, kamuoyu en beğendiğini seçsin” gibi yenilikçi bir yaklaşımla ilerlemişler.
Diploma mı? Ne Gerek Var, Sadakat Yeterli! Siz Kartal İmam Hatipli değil misiniz?
İmamoğlu’nun diplomasının iptali, bu sürecin belki de en yaratıcı ayağı oldu. Eğitim, bilgi, yetkinlik mi önemli, yoksa iktidara sadakat mi? Cevap belli: Eğer liyakatliyseniz, dikkatli olun; çünkü liyakat, günümüz Türkiye’sinde pek makbul bir şey değil.
Diplomanın iptali, yalnızca İmamoğlu’na değil, aynı zamanda akademik özgürlüğe yönelik de ince bir mesaj içeriyor. O mesaj da şu: “Eğitim sistemimiz sizden önce bizim onayımızı bekler.” Eğer yanlış yerde, yanlış kişilere destek verirseniz, diplomanızın meşruiyeti de sorgulanır. Bugün İmamoğlu’nun diploması iptal edilir, yarın başkasının lise karnesi hakkında bir şeyler bulunur, kim bilir belki ilkokul not defteri bile araştırılır.
İmamoğlu ile beraber üniversite diploması iptal edilerek lise mezunu olan Prof. Dr. Naciye Aylin Ataay Saybaşılı’nın ve onun öğrencilerinin durumu daha vahim. Doğrusu lise mezunu bir akademisyen eğitim verebilir mi, onun ders verdiği öğrencilerin diplomaları geçerli olacak mı?
Gözaltına Alınmak: Artık Sıradan Bir Günlük Aktivite
Ve tabii ki, sürecin olmazsa olmazı gözaltı. Eskiden gözaltına alınmak demek, bir suç işlediğinizin kanıtlanması demekti. Şimdi ise suçlamalar kanıtlanmadan bile, “Önlem amaçlı bir gözaltına alalım, bir bakarız” anlayışı hâkim.
Eskiden insanlar neden gözaltına alınırdı? Kaçakçılık, yolsuzluk, terör gibi suçlar vardı. Ama günümüzde? Seçimi kazanmak, rakip olmak, güçlü bir lider figürü çizmek gibi “tehlikeli” eylemlerden dolayı da gözaltına alınabilirsiniz. İmamoğlu’nun gözaltına alınması, adalet sistemimizin ne kadar “hızlı ve etkili” olduğunu gösteren bir başka şaheser.
Asıl dikkat çeken nokta, seçilmiş bir belediye başkanının gözaltına alınmasının, seçmenin iradesine de meydan okumak anlamına gelmesi. Sandıkta kazanamadığını masada kapatmak isteyenler için, gözaltı gibi uygulamalar artık kaçınılmaz bir yöntem. Neticede halk oy verip işini yapıyor ama işin “asıl düzeltilmesi gereken” kısmını yöneticiler üstleniyor.
Demokrasi, Sadece Sandıktan Çıkmak mı?
Demokrasinin özü, sadece seçim yapabilmek değildir. Seçilenlerin görevini yerine getirebilmesi, muhaliflerin özgürce konuşabilmesi, yargının bağımsız çalışabilmesi gerekir. Ama bugün geldiğimiz noktada, demokrasinin sadece “seçim yapma hakkından” ibaret olduğu anlayışı yayılıyor. Seçim var mı? Var. Peki, seçilen iş yapabiliyor mu? O kısmı biraz karışık.
Bugün İmamoğlu gözaltına alınır, diploması iptal edilir; yarın başkası. Türkiye’de demokrasi artık bir tahammül oyunu: Kim daha uzun süre dayanırsa, o kazanıyor. Fakat unutmamak gerekir ki, halkın sabrı sonsuz değildir. Bir noktada “Zulmün artsın ki tez zeval bulasın” diyenlerin haklı çıktığını görmek de mümkün olabilir.
Son olarak, memleketin şu anki durumunu tek bir fıkra ile özetleyelim:
İlkokula giden Dursun, babası Temel’e sormuş; “Bizum Atasözlerimiz var mi babaciğum?” Temel kızmış ve “Ula sen ne aptal bir uşaksun! Bizim atimuz mu var ki söyleyecek sözümuz olsun?”
Velhasıl, Türkiye’de atasözü üretmeye gerek yok. Çünkü her gün yaşanan olaylar, kendi mizahi eleştirisini kendisi yaratıyor.