24 Mart 2025 Pazartesi
“Şey, ben feminist olacağım, nerede kayıt olacaktım acaba?”
“Hanımefendi, burası Doğayı Koruma Derneği.”
“Peki, nereden feminist kaydı yaptırabilirim?”
“Bayan, burası değil işte.”
“Hımm, peki burası neresiydi?”
“Doğayı Koruma Derneği.”
“Peki, o zaman ben de buraya kayıt olayım. Bir şey soracağım, siz miting falan yapıyor musunuz?”
“Evet, neden sordunuz?”
“Hiççç.”
(Kadınları stres topu gibi gören beyler. Görürsünüz sizi milletin içinde nasıl rezil edeceğim, umarım televizyona da çıkarım mitingdeyken. İşte o zaman bittiniz beyler, bittiniz.)
Bu kadar fazla şaşırmayın! Hanımlar, beyler. Gösterdiğim tepki gayet doğal ve yerinde bir tepkidir.
Bugün 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü. Yani benim günüm. Yani yılda bir kez özgürce konuşabildiğim, kendimi ifade edebildiğim tek gün.
Neyse!
“8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü kutlu olsun.” diyerek başlayayım söze.
Erkek egemen toplumda, erkek egemen bir dinle kadın olmak ya da olmamak arasında sürgit garip bir dünyadayız.
Kadına şiddet, kadına taciz, kadına berdel, kadını silahla, bıçakla öldürme, kadın sokağa çıkamaz, kadın kahkaha atamaz, gülemez, kadının soframızdaki yeri öküzümüzden sonra gelir, kadına ayıp, kadına günah, kadına müstahak.
İşte kadının toplumdaki yeri tam da bu kadar.
Peki, gerçekte kimdir kadın?
Kadın anadır, bacıdır, eştir, evlattır.
Kadın dediğin bildiğin dört duvarlı evi yuvaya çevirendir; çiçekli mutfak perdeleri, bir domates, bir soğan ve bir parça maruldan oluşan salatanın sofrada yer alışı; bir parça etten koca bir tencere yemek yapandır.
Akşam pazarlarını dolaşır üşenmeden, çürüklü de olsa ucuza alır, gerekirse yıkar, eder yine de yemek masasını donatır, gülümsemesini eksik etmeden.
Hazırlanan sofraya gelen eş “Yine mi bu yemek?” dediğinde, kocasını utandırmamak adına, “Daha iyisini alacak paramız mı var?” demeyecek kadar asil, düşüncelidir kadın.
Tek istediği huzur ve mutluluktur.
Bir de sevgi. Onu da zaten kaşıkla verip, kepçeyle geri alıyorlar.
Gel de kadın ol. Gel de insan gibi yaşa bu ülkede, bu dünyada.
Kadınlara “sabırlı olun” demekten başka ne denildi?
Ama bakın görün bugün erkekler ne nutuklar çekecekler kadınlar üstüne.
Utanmadan, sıkılmadan bir de!
Vıcık vıcık iltifatlar, gerçekle bağdaşmayan övgüler, kutlamalar, nutuklar, çelenkler ve tüm bunlara harcanan paralar.
Haa, bir de bugüne özel hanımlara büyük bir nezaketle armağan edilen kırmızı karanfiller var.
Sahi, neden gül değil de karanfil? Daha ucuz olduğu için mi acaba?
Neyse! Çok da art niyetli olmamak gerek. Biz kadınlar aza kanaat etmeyi de biliriz, yeter ki içten olsun.
Kan kırmızısı karanfiller!
Kadına en çok yakıştırılan tek renk. Kırmızı.
“Kadın’ın kırmızı ojelisi, kırmızı rujlusu, kırmızı giysilisi makbuldür” diyor birçok beyefendi.
Gerçekten kadına yakıştırdıkları için mi dersiniz? Cıksss. Sadece ve sadece cinselliği çağrıştıran bir renk olduğu için.
Biliyor musunuz? Aslında biz kadınlar, özümüzde kırmızı rengini hiç sevmeyiz.
Neden mi?
Çünkü.
Kız çocuklar kan ile ergen olur, şanslı olanların aileleri hazırlamışlardır hem pedlerini hem de kızların kendilerini. Bazı kızlar regl olduğunda ölüyor olduğunu sanırlar! Korkarlar! İlk kime söylerlerse, anne mi olur, abla mı, “Şişttttt. Sus, duymasın kimse, al şu çaputu, kirlenmişsin sen!”
Kirlenmek!
Bazı toplumlarda adı budur.
Ne kötü bir terim.
Bazı toplumlarda regl denir, baba da bunu bilir, üstelik ayıp da değildir.
Öbür toplumun babası da biliyordur elbette kirlenmek ne demektir, gelin görün ki o baba bunu bilmek istemez.
Kirlenemez bir babayiğit babanın kızı.
Göğüsleri de çıkamaz, çıkarsa inatla tülbentle sarar sarmalar, görünmez hale getirir kız anası.
Kızlar kan ile kadın olur, bazı bölgelerde pembe renkli bu kan kıpkızıl kana bulanır, cansız bedenlerin bedelidir, namus denir adına!
Doğum kanlıdır, sancısının yanında.
Bir erkek tarafından dövüldüğünde, öldürüldüğünde ağzından, burnundan, karnından fışkıran kandır.
Velhasıl, kan kırmızıdır ve kan acıdır. Bu nedenle biz kadınlar kırmızı rengini hiç sevmeyiz!
Son olarak, tüm kadınlarımızın Kadınlar Günü’nü kutluyor ve beylere vermek istediğim kısacık bir mesajla yazımı noktalıyorum:
Kadınlarınızı çok sevin. Yüce kitabımız Kuran’da kadınları yüce Rabbimiz TARLA (Bakara Suresi 223. Ayet) diye bahsediyor. Tarlaya bakacaksın, özen göstereceksin, ekeceksin ki meyve mahsul versin. Ve sonra hep onda yatacaksın. Çünkü son durak yine odur. Ne de olsa toprağınız yine onlar olacak. Yani kadınlar bu dünyada sevilmeyi hak eden yegâne varlıklardır.
Filiz Bahçıvan