24 Mart 2025 Pazartesi
Konuya giriş yaparken şunu belirteyim, ilk satırları hevesle okuyup sona doğru sıkılabilirsiniz, çünkü konu derin. Vahim demişken, toplumsal vahimlikten başlamak isterim. Bizi yönetenler, kırk karış yüz ifadesiyle halkının önünde nutuk atıyorsa; bu toplumdan hoşgörü, nezaket ve insani davranış beklenemez.
Yaşadığımız günlere geldiğimiz süreçte her türlü baskı, ekonomik dalgalanma, eğitim kalitesinde nitelik kaybetme, öğretmen vasfını öğrenci üzerinde yok etme, kanunlar ve yasaları tamamen yerinden oynatmayla ‘Kanunsuzluk’ legal hale gelmiştir, neden acaba? Açık ve net ki, kaos yaratmak, insanların vicdanıyla ve özgürlüğüyle oynama sonucunu doğurmuştur. Toplumun yönü ve yörüngesi kaybettirilmiştir. Peki ‘bataklık’ kime yaramaktadır? Elbette ki siyasi çıkar zümresine. Halk, düşünme, savunma ve yarın kaygısıyla boğuşurken, bataklık sahiplerinin devri alemlerine yarayacaktır siyasi atraksiyon.
Diğer can sıkan illegal mevzumuzsa KADINA ŞİDDET! Kadına şiddet, basitçe erkeğin kadına güç göstergesi olarak görünse de (ki sadistlikten başka bir şey değildir) altında yatan nedenler, erkeklere verilen çürük gelenektir. “Kocam değil midir, döver de sever de” gibi mantık dışı olan savunma, günümüzde kadına empoze edilmiş bir safsatadan ibarettir ve bu safsata ne yazık ki illegal hale gelmiştir. Ataerkil bir toplumda yaşamamıza rağmen ve dinimizin temeline göre ‘Cennet anaların ayaklarının altında’ olmasına rağmen, YÜCE YARADAN KENDİNDEN SONRA YARATMA BAHŞEDİNİ KADINA VERMİŞKEN, nereden geliyor bu şiddetin temeli? Bu toplumda ne hukuku uygulayabiliyoruz ne de dinimizin emrettiklerini. Biz aslında insan olmanın kaide kurallarını yaşatmayı bilmiyoruz!
KADIN, dinsel, töre, ekonomi, eğitim ve cinsel baskının içinde kaç türlü maddi, manevi, fiziksel şiddete maruz kalmaktadır, saymakla bitmez. Peki, erkek güç gösterisi uygularken bu kadar nefretle saldırdığı kadını hırpalarken o an sormak lazım değil midir, SENİ KİM DOĞURDU? Sahip çıktığımız töremize sormak gerekmez mi? Erkek özgür her koşulda, neden? Kadın, deli kefeni giyecek raddeye gelmişken hem de… Erkeğin arkasından yürümeli, sağa sola bakmamalı, perdeyi açmamalı, erkeklerle konuşmamalıdır kadın. Bu kurallardan birini çiğnerse yediği dayağın arkasına bir de “Hak ettin, etmeseydin yemezdin” denecek kadar hor görülen kadının karşısında, bunu söylemeyi kendine hak görmüş erkeği vardır. Yetmezmiş gibi rızası dışında sevgi beklenir ve açlık sefalet içinde çocuk doğurur kadın. Yani prangalı köledir bizim toplumumuzda kadın. Birey ve insan olduğunu hiçbir zaman idrak edememiştir. Ne yazık ki erkekten bilgili ve ekonomik ferahlığa sahip olmamalıdır. Dünya milletlerinde bizim kadar yeri belli olmayan kadın figürü var mıdır? Bütün gücümüzle erkek egemenliğini ve şiddeti körüklemiş hak olarak göstermişizdir. Düşününce; bacınız, kızınız, teyzeniz, halanız, anneanneniz, babanneniz yani soyağacınız geniniz, kanınız değil midir kadın? Bu kadar kin ve nefreti kadın üzerinde deneyen zavallı yaratıklar, orantısız güçle, zayıf sığ ve cehaletin softa narsist kişiliğinin canavarlarıdır bu tip erkekler. Sadisttirler ve psikopatlıklarıyla insan sayılmayacak yaratıklardır. Kendi içinde, kendini sevmeyen, bilinçaltındaki travmalarıyla kendini nereye koyacağını bilmeyen, ruhsal dengesini oturtamayan, cinsel açlık dürtülerine engel olmasını bilmeyen, okumuş veya okumamış olsun kişiliğini tamamlamayan, eksik benliğini, bilgisizliğini şiddetle kapatmayı yeğleyen bu tipler kendinde beyin olmadığının ilk önce farkına varanlardandır ve bu eksiklikleri maalesef şiddete dönüşür.
Şiddetin insandan insana olanına göz yuman toplum şimdilerde bitkiye ve hayvana da uygulamaktan çekinmez oldu. MEHMET AKİF ERSOY’un dediği gibi “Medeniyet tek dişi kalmış canavardır.” Ersoy burada, akılda ve duyguda insan olmayı işaret etmiştir. Mesele, insan olmak… Son yıllarda artan şiddetin, cinayetlerin nedeni ise kadının mutsuz evliliğini bitirmek istemesi ve insan yurduna konulmadığı için günümüzde ret etme yetisine sahip olma bilincine başladı kadınlarımız. Evlilik iki tarafın rızasıyla oluyor. Bu akit’ten vazgeçmek isteyen kadın “hayır” demesini bildiği için, evliliğine veya ilişkisine son vermek hakkını savunduğunda, erkek egosu reddedilmeyi özümsemediği için, “ben karar veririm, ben istersem olur” düşüncesine sahiptir.
Burada yine atalardan gelen kötü aktarım devreye girmektedir. Aslında kadın cinsiyeti kendini ekarte eder. Kız çocuğu doğurduğunda onu çocuktan saymaz. Kendisinin ötelendiği gibi davranır. Erkek çocuk sahibi olmayı şan gibi görür. Aslında öyle sarmal bir konu ki yaşadığımız hayatın içinden çıkılamayacak karanlık dehlizdir. Öncelikle kadınlarımız kendi kaderlerini değiştirmek istiyorsa; yanlış gelenekten kurtulmalıdır! Onun için erkek hükümran, onun için erkek “paşadır, ağdır” ruhsal ve insani olarak kız çocuklarımız sayılmayan, övgü görmeyen yaşama sürükleniyor. Kadınların çalışma hayatına başlamasıyla, hayatında şiddet görmeye rızası olmuyor. Ayrılmak istediğinde yüzlerce kadınlarımız cinayete kurban gidiyor. Erkek bırakırsa, erkek boşanırsa doğru karardır. Ama kadın yapamaz. Bunu mantık ve yaşam destekleyemez. Böyle bir dünya yok. Evlilikde, ortak atılan imza ortak kararla bitirilir. Kadınlarımız hani çiçekti? Sadece dünya kadınlar gününde sözde değerle anımsamak yerine kalbinize sarın kadınlarımızı. Erkeğin gücü sarıp, sarmalamayla kendini ispat etmektir.
ERKEK KENDİNİ KATLETMEYİ (yani onu doğuran kadını) BIRAKSAYDI, KADINI YÜCELTMEYİ BİLSEYDİ, DÜNYALARI CENNET OLURDU…
Ölümsüz Şair NAZIM HİKMET RAN der ki:
KADIN
Kimi de ki kadın
Uzun kış gecelerinde yatmak içindir.
Kimi der ki kadın
Yeşil bir harman yerinde
Dokuz zilli köçek gibi oynatmak içindir.
Kimi der ki ayalimdir,
Boynumda taşıdığım vebalimdir.
Kimi der ki hamur yoğuran.
Kimi der ki çocuk doğuran.
Ne o, ne bu, ne döşek, ne köçek, ne ayal, ne vebal.
O benim kollarım, bacaklarım, başımdır.
Yavrum, annem, karım, kızkardeşim,
Hayat arkadaşımdır.
Ayla Mediha Eser