20 Mart 2025 Perşembe
Doğu edebiyatınin sönmeyen yıldızı dünyada “Haydarbaba şairi” gibi tanınan ustad Muhammed Hüseyin Şehriyar sanatına sevgi ve ilgi bu eser el yazısı halinde iken başlamıştır.
İlk yayımından sonra okurların, edebiyat eleştirmenlerinin ve son olarak da şairlerin ilgi odağı olan eser hakkında sonsuz sayıda araştırma yapılmış, monografiler ve esere nazireler yazılmıştır.
Irak’ın Erbil şehrinde yaşayan şair ve Türkmen Yazarlar Birliği Başkanı Esat Erbil’in “Haydarbaba’ya Selam ” şiirine yazılan nazireler arasında “Erbil Kalesi Destanı” şiiri özel bir yere sahiptir.
Şair bu eserinde doğup büyüdüğü Erbil kentinin yanı sıra Gala mahallesini de okuruna tanıtmaktadır.
Eser 2008 yılında yazılmış olmasına rağmen belirli sebeplerden dolayı 2010 yılında Erbil’deki Hacı Haşim Yayınevi tarafından yayımlanmıştır.
Genç yazar Şehriyar’ın yaratıcılığıyla ilk kez 1980 yılında Nabi Hazri ve Rasul Rıza’nın Bağdat’a gitmesiyle tanışıyor. Ve onların aracılığıyla Şehriyar hakkında bilgi sahibi oluyor.
Irak Türkmen edebiyatında kendi yeri ve imzası olan Azerbaycan okuyucusunun da aşina olduğu Abdlulatıf Bandaroğlu bu menzumeyi Irak Türkmencesine çevirerek türkmen şiir severlerine sunmuştur.
Esat Bey, 1993 yılında üstad Şehriyar’ın “Haydarbaba’ya Selam” şiiriyle tanışır.
Bu eser şairin oldukça ilgisini çekiyor. Bundan önce Abdüllatif Bandaroğlu, İsmayıl Sarttürkman, Faruk Köprülü, Mehmet Bayat ve bu esere şiir yazan diğer şairlerin eserlerini dikkatle okur.
Eserleri inceler ve bu eserle ilgili şunları yazar:
“Asıl amacım bu vesileyle bu çalışmayla gelecek nesillerimizin Erbil Kalesinde geçmişte kimlerin yaşadığını ve yaşadığını tanıyıp tespit etmesidir. Bazıları tarih sayfalarında büyük roller üstlendi, bazıları ise bilim dünyasının en ünlü insanları oldu. Bir kısmı da Yüce Allah’ın rahmetine sığınmıştır.
İkinci hedefim ise gelecek nesillerin bu incilerimizi unutmaması, onlara güvenmesi, tarihin sayfalarını inceleyerek gelecek nesillere anlatması ve onların parlak geçmişini unutmamasıdır. Çünkü onlar bizim mirasımız, gelenek ve göreneklerimizdir. Onlardan bize kalanları gözbebeğimiz gibi korumamız ve gelecek nesillere aktarmamız gerekmektedir.”
287 beşlikten oluşan “Erbil Kale Destanı” menzumesi böyle başlar:
Erbil şehrimize kurbanam özüm
Kale mertler yeri orası bizim,
Türkmendir soyumuz halkı da gözüm.-
Bakın kalemize yüksektir yeri,
Öz halkı hak sever ezelden beri.
Şair bu eserinde çok güzel bir vurgu yapmaktadır. Böylece her mısrada, bahsettiği olay ve kişilerin ayrıntılı bir anlatımının yanı sıra doğadan örnekler de veriyor.
Birinci paragrafta bahsettiği Erbil şehri ve kalesi hakkında şöyle yazıyor:
“Erbil: Dünyanın en eski şehridir. Altı bin yıl önce bu şehirde insanların yaşadığı söyleniyor. Tarihçilere göre Sümerler döneminden önce de Erbil’in bir şehri vardı ama bu şehre Orbilim adı veriliyordu. Irak’ın kuzeyindedir. Erbil şehri bazen bölgenin başkenti bazen de merkezi olmuştur. Belirli tarihlerde eyaletin başkenti olmuştur. Tarihçi Taha Bekir bu konuyla ilgili olarak “Mevti Alasar ve Alhazara” adlı kitabında şöyle diyor:
“Erbil, Arfers döneminde yükselmiş ve ülkenin başkenti olarak Hadyab olarak anılmıştır. Aynı zamanda İmparator Aşur Senharib döneminde bu şehir yükselerek siyasi ve idari bir merkez olarak anılmıştır. Bazen dini bir merkez olarak gösterilmiştir. İslamiyet döneminde bazı devletlerin başkenti olarak gösterilmiştir. Bunlardan Atabayler Beyliği’nin başkenti ve bu şehrin en büyük rolü Sultan Muzaferret Göyboru zamanında olmuş ve altın dönemini yaşamıştır.”
Kale: Irak’ta üç şehir var; Erbil, Kerkük ve Telafer. En eski ve en yüksek Erbil Kalesi’dir.
Bu kale büyük bir tepenin üzerine inşa edilmiştir. Ancak tarihçiler nasıl yapıldığına dair herhangi bir bilgi vermiyorlar. Bu kale birçok tarihi dönemden geçmiştir; Sümerler, Babiller, Persler, Yunanlılar, Persler, Sasaniler ve İslam buna örnek olarak gösterilebilir. Bu kalede farklı zamanlara ait pek çok tarihi yazı ve resim örneği bulunmuştur. Birçoğu Sümer dönemine ait resimler ve mihi yazısıyla yazılmış.”
Bahsettiğimiz Erbil Kalesi’nin aynı zamanda Türk Kalesi olarak da bilindiğini de belirtelim.
Esad Erbil’in bu şiirini okurken Şehriyar’ın ruhunu her kıtada görmek mümkündür:
Heyder Baba, yolum senden keç oldu,
Ömrüm keçdi, gelenmedim geç oldu,
Heç bilmedim gözellerin neç oldu,
Bilmezidim döngeler var, dönüm var,
İtginlik var, ayrılık var, ölüm var.
Veya:
Hecce Sultan emme dişin kısardı,
Molla Bağır emoğlu tez mısardı,
Tendir yanıb, tüstü evi basardı,
Çaydanımız arsın üste kaynardı,
Kovurkamız saç içinde oynardı.
Esat beyler ise yazıyor:
Erbilden ilk defa uzakta qaldım,
Yüksek tehsil alıp bilime daldım
Millet çıkarına meylimi saldım
Mücadile ettim genclik çağımdan
Paysız olmadım yadlar dağından…
Daha sonra ise şöyle yazıyor:
Yüksək kalemizin üç kapısı var,
Ahmediye, Büyük, Küçük kapı dar.
Beden beyazlaşır, kışta yağsa kar,
Uşaqken yapartık kardan adamı
Mankala başında yerdim bademi…
Şu şekilde açıklıyor:
“Erbil’de liseyi bitirdikten sonra 1970-1971 öğretim yılında Süleymaniye Üniversitesi Matematik Fakültesi istatistik bölümüne girdim. 1974-1976 eğitim-öğretim yılında burada lisans diploması aldım. Aynı zamanda üniversitenin Türkmen öğrenci birliğinin başkanlığına seçilerek üç yıl üst üste Türkmen gençliğinin en mükemmel şekilde yetiştirilmesi ve yetiştirilmesi için yorulmadan çalıştım. Süleymaniye halkı arasında aydın olduklarını kanıtlamak için.
Diğer paragrafın açıklamasında şöyle diyor:
“Erbil Kalesi’nde genel olarak üç kapı bulunuyor. İsimler:
1. Adını ilk belediye başkanı Ahmet Efendi’den alan Ahmediye,
2. Büyük kapı. Büyük ve geniş olduğundan bu ismi almıştır.
3. Küçük kapı. Küçük ve dar bir kapı olduğu için bu ismi vermişler. Kalenin dört tarafındaki bölüme Gula adı verilmiş.
Esad Bey diğer nazirelerde çok farklı bir eser yayınlamıştır.
Bu güne kadar yazılan nazirelerde herhangi bir dağ veya oba ele alınsa da oralarla ilgili 1-2 cümleden oluşan bir açıklama yapılmıştır.
Esad Bey, 287 beşlikten oluşan bu eserinde her paragrafta ele alınan olaylar, mekanlar ve kişiler hakkında detaylı bilgiler vermektedir.
Tanınmış edebiyat eleştirmeni Prof.N. Şemsizadeh, “Edebiyat Teorisi” adlı kitabında şiirle ilgili ilginç bir görüş yazıyor:
“…Bir bakıma şiire manzum olarak yazılmış bir anlatı (masal, roman) da denilebilir.”
Bu fikri Esad Bey’in “Arap Kalesi Destanı” adlı şiirine de uygulayabiliriz. Bu eser gerçekten manzum bir romandır; Erbil’in dünü ve bugününü anlatan bir romandır.
Kaleni yıktılar bizim varımız,
Kerkük, Telaferdı ikiz yarımız.
Gələcəkte umut, bahçe barımız
Bağlıyız bu yurda vaz da keçmeyiz,
Erbildi can şehrim başka seçmeyiz.
Açıklaması:
“Saddam rejimi döneminde Kerkük, Erbil ve Telafer’de üç kalede de Türkmen varlığı görüldüğü için ve bu kalelerin yıkılması için büyük çaba sarf edildi. Erbil Kalesi, Türk mimarisinden Arap mimarisine dönüştürülmüş, Kerkük Kalesi bir anda askeri kışlaya dönüştürülmüş, Telafer Kalesi ise bakımsız bırakılmıştır.”
Şunu da eklemek isterim ki, İŞİD adı verilen terör örgütünün ortaya çıkışından bu yana Irak’ta saldırdıkları yerlerden biri de nüfusu yaklaşık 400 bin olan Telafer kentidir. Burada yaşayan Türkmen kardeşlerimiz ölüme bakan o alçaklarla mücadeleden geri adım atmasa da sonunda Telafer İŞİD’in eline geçti.
Irak Türkmenleri, 20-21. yüzyılda teröristlerin ve Amerikan askerlerinin en çok saldırısına uğrayan milletlerden biri, hatta ilki diyebilirim.
Artık Türkmenler Türk dünyasının hafızasından silinmiş görünüyor. Irak Türkmenlerine karşı ilgisizliğin nedenini bulmak oldukça zordur. Belki zor değildir, bu milleti yeryüzünden silmek için harekete geçen sadece belli bir eldir.
Yabançılar gelip yurda doldular,
Mutluluğu elbet onlar buldular.
İşğal oldu yurdum bizde kaldılar,
Müslümanız bilin sabır bizdedir,
Yurdumun sevgisi canda, gözdedir…
Şair, bu ülkenin yabancılar tarafından işgal edilmesini böyle anlatıyor:
“Amerikanlar ve müttefikleri ülkemizi işgal etti. Bizim topraklarımızda istedikleri gibi at oynatıyorlardı. Müslüman olduğumuz için sabrettik ve hakkımızı alacağımız günü bekliyoruz. Bu nedenle gençlerimizden güçlü ve sabırlı olmalarını rica ediyoruz. Hak mutlaka sahibine dönecektir.”
Şair Esad Erbil, tüm bu acılara rağmen Türkmenlerin galip gelecekleri günü sabırla ve azim ile beklediklerini eserinde şiirlere dökerek şöyle yazar:
Gelecek parlaktır Tanrı belimiz,
Soyumuz Oğuzlar, türkmen dilimiz,
Yadlara karşıyız durmaz selimiz.
Keçici günleri, bir gün biterler
Siyah yaprakları yırtıp yiterler.
Bu satırlar aynı zamanda yukarıda sunduğum yabancıların ve işgalcilerin bir gün kendilerini bu topraklardan çıkaracaklarından emin olduklarının işareti olarak yazılan sözlerdir.
Ben yazdım gerçeyi nesiller bilsin,
Tarih olayları ortada kalsın.
Suçlulara istər Millet af kılsın,
Ne yazık Türkmende birlik olmadı.
Ara boşlukları bir an dolmadı…
Halide Halid