Banu SANCAK

Banu SANCAK

28 Mart 2025 Cuma

    EHLİYET VE LİYAKAT

    EHLİYET VE LİYAKAT
    3

    BEĞENDİM

    ABONE OL

    Hakkaniyeti, toplumsal adaleti ve hakikati sorgulayan insanlardan en çok duyduğumuz kelimelerden biri olan “liyakat”, etimolojik olarak Arapça “lyk” kökünden türemiştir. Yakışma, layık olma anlamlarına gelen liyakat kavramı, insanların bulunduğu makamda ve yaptığı işte, iş ahlakıyla, yeterli eğitimi, yeteneği, bilgisi ve tecrübesiyle var olması anlamlarıyla özdeştir. Ehliyet ise bir işi yapabilme becerisine ve yeterliliğine sahip olma mânâsıyla, aynı kökten gelen “işinin ehli” olma durumudur.

    Liyakat, özel sektörlerde bir nebze de olsa işlevselliğini sürdürse de liyakatsizlik kavramı; genel olarak mensubiyetlerin ya da karşılıklı menfaat ilişkilerinin kurumsallaştırıldığı dar bir çevrede ve mediokrasi kültürünün yerleştiği organizasyonlarda, yönetim birimlerinde ve kamusal alanlarda, kendine meşru olmayan alanlar açmakta muktedirdir.

    İslam’da Ehliyet ve Liyakat Kavramı

    Peygamberimiz Hz. Muhammed (S.A.V.)’in “Görev, ehlinden başkasına verildiği zaman kıyameti bekleyin” sözü ve hicret esnasında, kendisine ve Ebu Bekir (R.A.)’a yol rehberliği yapan müşriki, işinin ehli ve güvenilir olmasından dolayı kılavuz edinmesi hadisesi ve dahi Mekke’nin fethinden sonra, Kabe’nin anahtarını, fetihten önce Kabe’nin bakımını layıkıyla yerine getiren ve o vakitler gayrimüslim olan Osman Bin Talha’ya tekrar teslim etmesi, İslam’da ehliyet ve liyakat kavramının özetidir.

    Kuran-ı Kerim’de yer alan Nisa suresinin 58. ayetinde “Allah size, emanetleri mutlaka ehline vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle hükmetmenizi emreder. Allah size ne güzel öğütler veriyor. Şüphesiz Allah her şeyi işitmekte, her şeyi görmektedir” ve Maide suresinin 8. ayetinde; “Ey iman edenler! Allah için hakkı ayakta tutun, adaletle şahitlik eden kimseler olun. Herhangi bir topluluğa duyduğunuz kin, sizi adaletsiz davranmaya itmesin. Adaletli olun; bu, takvâya daha uygundur. Allah’tan korkun. Şüphesiz Allah yaptıklarınızdan haberdardır” buyrulmuştur.

    Siyasetname Ne Anlatıyor?

    Sultan Alparslan ve Sultan Melikşah dönemlerinde, devlet ve kamu yönetimi alanında yaptığı yeniliklerle Büyük Selçuklu Devleti’nin yükselişinde çok büyük etkileri olan ve 30 yıl boyunca başvezirlik yapan Nizamülmülk’ün devlet yönetimindeki; siyasi, askeri, sosyal ve kültürel ilkelerinin temelinde ve bu konuları işlediği “Siyasetname” adlı eserinde en çok üzerinde durduğu noktalar; adalet, sadakat, ahlak ve liyakattir.

    Kaht-ı Rical

    Osmanlı Devleti kadrolarında görev yapmanın en önemli şartı liyakatti. Yönetimde; paralel kadrolaşmaların, akrabalık bağlarının ve menfaat ilişkilerinin önüne geçebilmek için çocuk yaşlardan itibaren devşirilerek, Enderun Mektebi eğitim sisteminde yetiştirilen devlet adamları, sıradan ve yoksul bir insan olsa da kabiliyet, ahlak ve zeka seviyelerine göre, padişahtan sonra devletin en üst makamı olan veziriazamlığa kadar yükselebilirdi. Bu minvalde devlet kadrolarının dağıtımında liyakate ve kıdeme büyük önem verilirdi fakat zamanla bu sistem de amacını aşmış ve işlevini yitirmiştir… Osmanlı Devleti’nin gerileme döneminin başladığı yıllarda, bozulan nizama, işinin ehli ve güvenilir devlet adamı kalmamasına içlenen Sultan III. Mustafa, derdini döktüğü şiirinde şöyle seslenmiştir;
    “Yıkılupdur bu cihan sanma ki bizde düzele
    Devleti, çarh-ı deni verdi kamu müptezele
    Şimdi erbab-ı saadette gezen hep hazele
    İşimiz kaldı hemen merhamet-i lem yezele.”
    2. Meşrutiyet ve Islahat Fermanı ile birlikte devlet yönetimindeki aksaklıkların daha da artması üzerine; devletin yönetim kadrolarında ve memuriyet atamalarında, yetenek ve liyakatin esas alınması ve özlük hakları konularının yeniden düzenlendiği 1876 Kanun-i Esasi yürürlüğe girmiştir fakat gitgide gücünü ve otoritesini kaybeden devlet ve karşı koymaya çalıştığı dahili ve harici baskı unsurları, bahse konu liyakat ve ehliyet maddelerinin uygulanmasında yetersiz kalmıştır. İşte tam da bu dönemlerde ne hazindir ki devlet yönetiminde, makamlarda ve mevkilerde, ehliyet ve liyakat isteyen her alanda, güvenilir, işinin ehli adam bulunamamasını anlatan, “Kaht-ı Rical” (Adam kıtlığı, adamsızlık) kavramı, şiddetli bir şekilde konuşulmaya ve eleştirilmeye başlanmıştır.
    Osmanlı Devleti’nin son dönemlerinde, “Mecelle” olarak bilinen “Mecelle-i Ahkam-ı Adliye” adıyla, Ahmet Cevdet Paşa ve Kadılar heyeti tarafından, İslam Hukuku esas alınarak hazırlanan kanunnamede, devletin ve milletin dirliği ve düzeni için hakkın, hukukun ve liyakatin titizlikle gözetilmesi hususlarının etraflıca ele alınmasından da anlıyoruz ki yönetimini ehline veremeyen devletler ilhak olunur.

    Z Vitamini

    “Fikirde, sanatta, anlayışta, buluşta, tutuşta, dağıtışta, toplayışta, dünyanın en büyük adamı olmak isterdim; nefsim için değil de, sırf O’nun ümmetinden en hakir ferde düşen liyakat payını ve üstünlük derecesini göstermek için” diyen merhum üstad Necip Fazıl Kısakürek ve “Dalkavuklar Gecesi/Z Vitamini” romanıyla muhalif olduğu dönemin yönetimini ustaca hicvederek “Ahlak, millet yapısının temelidir, o olmadan hiçbir şey olmaz” diyen şair-yazar ve tarihçi Hüseyin Nihal Atsız, liyakatsizliğe konu olan; menfaati, hırsı, dalkavukluğu, adam kayırmacılığını, samimiyetsizliği yazmakta, yaşadıkları devrin en sivri ve mahir kalemlerindendir… Yine aynı dönemlerde şiirleri ve söylemleri ile siyaset cephesinden düşmanlığa varan büyük tepkiler alarak edebiyat öğretmeni olarak çalıştığı okuldan ve yaşadığı şehirden sürgün edilen Bayrak şairimiz Arif Nihat Asya, 6 kıtalık “Adamlar” isimli şiirinin bir dörtlüğünde, bulunduğu makam ve mevkilerini zulümlerinin dayanağı haline getirenlere şöyle isyan ediyordu;
    “Adamlar bilirim anlamamış,
    Anlamayacak ne olduğunu,
    Adamlar bilirim dolduramamış,
    Dolduramayacak koltuğunu.”

    Bütünüyle, dünya ve Türk tarihindeki devletlerin, kurtuluş, yükseliş ve çöküş dönemlerine baktığımızda daha iyi anlıyoruz, yönetimlerdeki ehliyet ve liyakatin önemini… Hangi siyasi görüşten olursa olsun, adalet ve liyakate, hakka ve hukuka hizmet etmeyen hiçbir otorite ve güç, gerçek ve bağımsız güç değildir vesselam.

    Banu Sancak