24 Mart 2025 Pazartesi
Her aşaması ibret dolu bir doğal dönüşüm. Gelişmek, dönüşmek isteyenlerin, kendilerini nasıl bir yolculuğun beklediğini fark etmesi. İçinde cesaret, hayalcilik, yeniliğe açık olmak, bilgelik, konfor alanının rahatlığından vazgeçebilmeyi barındıran, aksiyoner bir bekleyiş adeta. Kozanın kabuğunu kırabilme cesareti gösterenlerin tercihi.
Kelebeğe dönüşmek basit bir karar değil. Dönüşümün gerektirdiği her türlü meşakkati göze almak ve katlanabilmek lazım, aynı zamanda. Bütün zahmetlere katlanan tırtıl, sonunda yaptıklarının karşılığını alıyor; bir kelebek oluyor. Yaşamın yankısı da böyle değil midir? “Verdiklerimizi almak.”
Sizlere sanattan bahsetmek istiyorum. Kendi yaşantımda müzik ve şiir ilgi alanımdır. Şarkı sözü güftekarı olmaya çalışıyorum. Bir şiirim, kıymetli Haluk Şinasi Taran bestekarım tarafından şarkı oldu.
HALUK ŞİNASİ TARAN
17 Eylül 1969 İstanbul/Kadıköy doğumlu. Eğitimini üniversite dahil İstanbul’da tamamlamış. 1985 yılında Boğaziçi Musiki Derneği’nde, hocası Sayın Sözer Yaşmut yönetiminde 16 yaşında Türk Musikisi’yle tanışmış. Sayın Melahat Pars, Şevket Ensari, Erdem Siyavuşgil, Zeynettin Maraş hocalarından; nazariyat, solfej ve şan dersleri almış. 1993-1994 yıllarında Üsküdar Musiki Cemiyeti’nde eğitim almış. Bunları sırayla Boğaziçi Musiki Derneği, Kalamış Musiki Derneği, Pendik Musiki Derneği, Aşiyan Musiki Derneği, Ataşehir Gönüllüleri TSM Korosu, Cumhuriyet Korosu, Beste Korosu Topluluğu, Pendikliler Derneği TSM Korosu, Maltepe Üniversitesi TSM Korosu, Yıldızlar Musiki Topluluğu, Darbı Musiki Topluluğu ve kendi kurduğu Şevki-Sada Türk Sanat Musikisi Topluluğu izlemiştir. 2016 yılında beste çalışmalarına başlamış, 67 tane bestesi ve güftekarından çeşitli makamlarda besteleri vardır.
Eğitim Bilgileri: 04.06.2007 Anadolu Üniversitesi İşletme Fakültesi okumuştur.
İlgi alanları ve hobileri: Selçuklu, Osmanlı ve Cumhuriyet tarihi ile teknik yayınları okuyarak hayatının mihenk taşını inşa etmiştir. Musiki aşkıyla öğrenmeyi, öğretmeyi çok seven bir kişiliktir.
Haluk Şinasi hocam da kelebeğin başkalaşım halidir. Sanata sihirli dokunuşuyla can verendir. Şiir yolunda güftelerimin şarkıya dönüşmesi ile yollarımız kesişti, hayat ne garip? Sihirli ellerin, duyguların yolculuğu ne güzel.
Kelebeğin rüyasına benzetirim kendimi. Kozasını sabırla ören bin bir renkli kanatlı kelebek.
Şiir yazmak büyük bir emektir, aynı zamanda harflerin tek tek kanat çırparak birleşmesi, duygunun sevgiyle kalbin ritmini oluşturması, ahengin hazzına varması ve hissedişin gizemli müjdecisidir, günü vakti geldiğinde.
Beni mutluluktan uçuran, bestekarımın İstanbul/Maltepe Tıp Fakültesi korosunda Zekai Tunca beste ve şarkılarından oluşan korosuyla, konserinde güftesi bana ait olan, Uşşak makamında “Gelip de baharlar bekleme benden” şarkımıza sesiyle ve enfes yorumuyla kelebeğin rüyasını gerçekleştirmiş olmasıdır.
Bestekarım Haluk Şinasi Taran hocamın şarkımızı okuyacağını söylemesi ve konserine beni davet etmesiyle kozamdan çıkmamın, kelebeğe dönüşmemin vaktinin geldiğini anladım. Büyük onur duydum. Duayen sanatçımız Zekai Tunca’nın huzurunda, Haluk Şinasi Taran hocam Uşşak makamında “Gelip de baharlar bekleme benden” şarkımıza ses oldu. Sanat aşkıyla kendinde ve bende kelebeğin rüyasını gerçekleştirdi.
Hocamın enfes, duygulu sesiyle, korosunun sevgi yumağı haliyle, konuklarının gözlerindeki ışıltılı bakışlarıyla, bana ömrümce unutamayacağım mutluluğu tattırdılar.
Diğer değerli güftekarımızdan bahsetmeden olmaz. Zekai Tunca’ya birçok eserler kazandıran Güngör Sargın. Kendisinin, Haluk Şinasi Taran hocamın sesiyle ve korosuyla can bulan şarkıları, gönüllere taht kurdu, muhteşem bir geceydi.
Müzik insanın nefesidir. Hüznüdür, neşesidir. Sevgiliye gözyaşıyla yol olan yoludur. Hasret dağlarını yıkandırır. Kavuşmayana hayrat suyu, kavuşana zemzem suyudur. Yârdır, yârendir, evladının misk kokusudur. Annenin gül kokulu elidir. Sıladır, yuvadır, baba ocağına dilek taşıdır. Müziğin enstrümanları çalarken; neyin, nefese aşkıyla inlemesidir. Ud’un telleri sevgiye yalvarmasıyla titrer. Kanun’un, saz’ın sinemizi sabıra daveti, kavuşmaya ağıttır.
Şarkılarımızda, sevdiğine kavuşmak ümidiyle yaşayanların, “Elbet bir gün buluşacağız, bu böyle yarım kalmayacak, ikimizin de saçları ak” sözleri dillere pelesenk olan bir ömre, “Yeter ki gel bana, senede bir gün” diyen çaresizlerin, sevdalısını bir gün olsun görmeye razı olması, geçip giden günlerin arkasından bakışına aynadır. Gözlerimizi kapatıp dinlediğimizde hangi duygu seline akıp gitmeyiz ki, değil mi? Gözlerimizden ılık ılık akan gözyaşlarımız neyin acısını yıkayıp gider? Kalbin özlemiyle…
İnleyen nağmeler dile gelir. İnsanın şifresi müziktedir. Hayata baş kaldırışımız, evrenin ritmine uyum sağlamamız, ruhumuzu dingin koylara çekmemizdir.
Mustafa Kemal Atatürk’ün dediği gibi “Müzik Ruhun Gıdasıdır”, ne de güzel demiş Paşamız.
BUGÜN
Bugün ben…
Ben olmasaydım!
Bugün yeni doğmuş bir bebeğin
Hayata sımsıkı tutunan
Eli olsaydım
Bugün ben…
Masmavi gölde yüzen
Kuğunun ahengi olsaydım
Bin bir çiçekten bal alan
Bal arısı olsaydım
Bir çiçeğin, bir damla suya
Hasret halindeki can suyu olsaydım
Bacasında dumanı tüten
Evin içindeki huzuru olsaydım
Bugün ben
Bir genç kızın tatlı tatlı atan
Kalbi, sevinci olsaydım.
Derde deva ilaç olsaydım
Bugün ben, ben olmasaydım!
Ney’de nefes olsaydım
Bir Ud’un nağmelerinde
Vuslat olsaydım
Ve ben, son nefeste
Verilen dua olsaydım
AYLA MEDİHA ESER