SAAT 5
1

BEĞENDİM

ABONE OL

Hopa ilçesinde küçük bir mahalledeki çocuk sayısındaki aşırı artışı öğrenen gazeteci, gidip merakla Temel’e bunun sebebini sormuş. “Hızlı tren yüzünden!” demiş Temel. “Her sabah saat beşte tren geçip bütün mahalleyi uyandırır. Eh, sabah namazına kalkmak için çok erken, tekrar yatmak için çok geç bir saat. Tabii biz de mecburen…”

Hopa’daki sabah beş treninin mahalleye yaptığı “uyandırma servisi” gibi, millet de bir sabah fena halde uyandı. Kimisi açlıktan, kimisi adaletsizlikten, kimisi de faturaların el yakan rakamlarından… Ama işte ne demişler: “Karga kahvaltısını yapmadan uyanan, önce neye uyandığını şaşırır.” Uyanan halk, seçimsiz bir dönemde gözlerini açtı. Sabah namazına kalkmak için erken, tekrar uyumak için ise çok geç bir saatte buldu kendini.

Halk uyandı uyanmasına ama ortada bir sorun var: Yataktan kalkacak takat yok! Kiralar olmuş en ucuzu 15 bin lira, mutfak masrafı desen dudak uçuklatıyor, çocukların okul masraflarıysa cabası. Haliyle herkes kafasında aynı hesap: “Bugünü nasıl atlatacağım ve yarın nasıl yaşayacağım?” Bu soruların arasında dolanan hükümet, halkı “uyandırmaya çalışanları” sabahın köründe topluyor. İfade özgürlüğü? Evet, var! Ama ifade ettikten sonra başınıza geleceklerin özgürlüğü garanti değil.


Hırlısı, hırsızı, sapığı, kaçağı, katili, tacizcisi ortalıkta gezerken bir tweet bahanesiyle tutuklamaların yaşandığı bir ülke halindeyiz.
Toplum tarafından seviliyorsanız, Atatürkçü ve Cumhuriyetçisiniz, bu ülkeye faydalı işler yaptıysanız, elbette ki bu başarı, bu yardımseverlik cezasız kalmıyor.

Nasuh Mahruki’yi Everest’e çıkan ilk Türk olarak tanıdık, gururlandık.
1999 depreminde günlerce uyumayıp yüzlerce kişiyi enkazdan çıkaran, kurduğu AKUT sayesinde her afette binlerce insanın hayatının kurtulması için verdiği mücadeleyle sevdik.
Annesini kaybettiği halde can kurtarmak için yanına gitmeyip,
“Annemin vefat haberini aldım ama bir düşündüm; gitsem neye yarayacak? Burada dünyanın işi var. Onu kafamda bir yere kapattım ve dört gün sonra açtım. Dört gün açmadım… O dönem onu yapmam gerekiyordu.” sözleriyle duygulandık.

Ancak geldiğimiz noktada, depremde çadır satan, hırsızlık yapanlar ceza bile almazken, depremde insanları kurtaran Nasuh Mahruki, “Elektronik seçim sisteminde yolsuzluk olabilir, mühendisler mutlaka denetlemeli” diyerek uyardığı, endişesini sosyal platformdan paylaştığı için “Halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yaymak” gerekçesiyle tutuklandı.

Belli ki kendinden olmayanları susturma telaşı.
Belli ki gözdağı verme çabası.
Belli ki yine gözden kaçırılması istenen başka mevzular da var; gündem yaratılacaktı, günah keçisi arandı.
Bir taşla pek çok kuş vurma stratejisiyle yarardı.

Belki de…
Elektronik seçim için bir program vardı,
Buydu asıl rahatsız oldukları.

Keza biz geçmişi unutmadık.
2010’da Feto değil miydi, “İmkân olsa ölülere bile ‘Evet’ oyu verdirilmeli” diyen?
16 Nisan 2017 Referandumu’nda ölünün oy kullandığı tespit edilen?

Ezcümle: Varsa kaygımız, vatanımız için.
Yoksa güvenimiz, var sebebimiz.

Bu durum sadece Mahruki’yle sınırlı değil. Hükümetin hoşuna gitmeyen bir tweet atan gençler, bir protestoya katılan kadınlar, haklarını arayan işçiler… Her biri sabahın 5’inde “ziyaret” ediliyor. Bu arada, hırsızlar, dolandırıcılar, tacizciler ellerini kollarını sallayarak dolaşıyor. “Adalet” denen şey, kimin elinde olduğu belli olmayan bir terazinin topuzu gibi.

Gündemi değiştirmek için günah keçileri yaratmak da bu dönemin modası. Her gün yeni bir “düşman” ilan ediliyor. Biri ekonomik krizi konuşmaya başlayacak olsa, hemen bir başka tartışma gündeme getiriliyor. Ama gözden kaçan bir şey var: Halk artık uykusunda değil. Sabah 5 trenini duyan mahalle gibi doğrulmuş durumda. Yine de bir şeyler yapacak cesareti bulmak gerekiyor. Çünkü uyanmak yetmiyor; harekete geçmek de şart.

Emine, yılbaşı gecesi Temel’le buluşacakmış. Temel’e yeni yıl için ne hediye alacağını bilemeyen Emine, annesi Fadime’ye sormuş:
“Anneciğim, her şeyi olan, çok zengin, çok yakışıklı ve pek âlâ bir erkeğe ne verilir?”
Fadime tecrübesiyle cevaplamış soruyu:
“Ne verilecek kızım? Elbette biraz cesaret verilir!”

Türkiye’nin bugünkü hikâyesinde de eksik olan tek şey bu: Muhalefete biraz cesaret.

Her şey mevcut aslında. Açlık, yoksulluk, adaletsizlik, güven bunalımı… Bir hükümeti değiştirmek için ihtiyaç duyulan bütün şartlar var. Ama eksik olan, Fadime’nin dediği gibi: Cesaret. Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’nun geçen günkü savunması, işte tam bu cesaret eksikliğine bir cevap oldu. Öyle akılcı, öyle cesur bir konuşma yaptı ki sadece CHP’ye değil, tüm muhalefete umut verdi.

Halk uyandı ama tahammülü kalmadı. Asgari ücret, emekli maaşı, kira, fatura derken dört yıl daha bu şekilde yaşamak mümkün değil. İktidarın her fırsatta halkı “susturma” politikaları, her şeyin üstüne bir kat daha yük ekliyor. Ama unutmayalım ki Temel’in sabah 5 trenine cevabı gibi, halk da bir çözüm bulacak.

Bugünün şarkısı belli:
“Tahammül kalmadı artık,
Aman geç kalma erken gel,
Sakın geç kalma erken gel!”

Erken seçim mi? Daha fazla beklemek için hiçbir sebep yok.

Mehmet Uygar KELEŞ


En az 10 karakter gerekli
Gönderdiğiniz yorum moderasyon ekibi tarafından incelendikten sonra yayınlanacaktır.





HIZLI YORUM YAP