Bir Ramazan Bayramı’na daha kavuşmanın hazzını iliklerimize kadar yaşamak maalesef mümkün olmuyor. İçeriye bakıyorsun, ayrı; dışarıya bakıyorsun, ayrı sorunlar insanın neşe ve coşkusuna ket vurmaktadır.
Oruç, bireysel bir ibadet gibi gözükse de, aynı zamanda toplumsal etki ve sonuçları göz ardı edilemez. Fakat günümüzde sokağa çıktığınızda Ramazan’a ait bir emareye rastlamanız olası değildir. Sadece kendinizin oruçlu olduğu hissine kapılmanız, büyük bir ümitsizliğe yol açmaktadır. İnsanlar, hayâ duygusu ile birlikte insanlıklarını da kaybetmiş olmaları, İslâm’ın geleceği açısından kaygı vericidir. Yaşanan süreçte, “kuru Müslümanlık” diyebileceğimiz bir durum ortaya çıkmaktadır. Sadece sembolik, içi boş ve göstermelik bir inançla alacağımız yolun sonu, çıkmaz sokaktır. İnançlarda yaşanan bu aşınma, sadece bizim değil, küreselleşme ile birlikte bütün dünyanın sorunudur. Dijital çağ, birçok artısının yanında, sınırları ortadan kaldırarak popüler kültürün değirmenine su taşıması ile de süreci hızlandırmıştır. Artık varsa yoksa; zevk, sefa, eğlence, özgürlük ve de tüketim… Kapitalist dünya düzeni, sistemi bu şekilde kurduğu için, bütün dünyaya ayar vermesi zor olmuyor. Çünkü karşısında, sadece nefsi için yaşayan bir nesil, teşne olarak hazır ve nazırdır.
Bazı seküler kesimler, meseleyi sadece bireysel boyutta ele aldıkları için, karşı tarafa saygı göstermenin de gerekli olmadığı gibi bir hezeyan ortaya çıkmaktadır. Kutsalı ve değerlerini bu kadar aşağılayan bir toplumun geleceği, kaygı verici olmaktadır. Oysaki Ramazan; iftar, sahur, teravih, zekât, fitre, fidye ve sadakası ile toplumsal bir restorasyondur. Toplumdaki yardımlaşma ve dayanışma ruhunu diri tutması, zengin ile fakir arasındaki mesafenin kapanması açısından da toplumsaldır. Sadece zekât müessesesi bile tam manasıyla hayata geçiriliyor olsa, toplumsal çatışmaların önüne geçerek büyük bir refah seviyesi de mümkün olacaktır.
Dışarıya bakıyorsun; bir millet, bütün dünyanın gözü önünde soykırıma uğrarken, kimsenin kılını kıpırdatmıyor olması da ayrı bir hicran yarası olmaktadır. Böyle bir dünyada bayramı coşku ile kutlamak, vicdanlı hiçbir insan için olası değildir. Müslüman dünyasının gerçek anlamda barış ve huzur ortamından uzak olması, sorunların çözümü konusunda da katkı sunmuyor.
Sonuç olarak; ozanın dediği gibi, “Bayram gelmiş neyime, kan damlar yüreğime!” durumu, bedbaht olmamız için yeter de artar bir sebeptir. Ümit ve korku arasında bir sarkaç misali yaptığımız salınımın nerede duracağını kestirmek mümkün olmadığı için, Allah sonumuzu hayr eylesin.
Esenlik dileklerimle,
KÖŞE YAZILARI
Az önceKÖŞE YAZILARI
3 gün önceGENEL
3 gün önceGENEL
3 gün önceGENEL
3 gün önceGENEL
3 gün önceGENEL
3 gün önce